Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ben bir Saraçoğlu’yum Ankara’da, Ne sen benim farkımdasın artık ne de Ankara.

  Onu seven ve sevmeyen insanların sayılarının eşdeğer olduğu, sıradan ve monoton gözüken, ağır başlı tavırlar sergileyen bir kentte doğdum ben. Kentteki tüm renkler siyah beyaz ve onun ortası grideydi. Ben biraz renk kattım o tonlara ki sonradan beni de gri ettiler ya….   Sanki tüm kent benim doğumumu bekler gibiydi, yüzlerindeki tebessümden anlayabiliyordum bunu. Onlarla zaman geçirdikçe aslında bu griliğin içinde çırpınıp kurtulmak istediklerini görüyordum ki aslında birlikte kurtulduk da diyebilirim. Zamanla ailem büyüyordu ve ben kocaman ailesi olan, onlarla anılar biriktiren kentin bir rengiydim. Ailemle bağlarım her geçen gün artıyordu. Bazıları ilk aşk acısını benle paylaşırken, bazılarının ilkokul heyecanını, bazılarının ilk bebek heyecanını paylaşırdım. Bazen ölüm denen şeyle karşılaşır, onun acısını beraber yaşardık. En çok çocukları severdim, kanatlarımın altına girer bazen ağlar, bazen bahçemde koşuşturup neşelerini çiçek kokuları gibi bahçeme yayardılar. Beniml...
En son yayınlar

yarım kalmış başka bir hikaye

 kendine bir rol almış o rolü oynamaya çalışıyordu. o rolde kendini arıyordu. o bu karakterin neresindeydi... bu rol kendisini kaybetmesine olanak sağlamıştı ya da kendisini bulmasına... cam kenarından dışarıyı izlerken bir sigara yaktı. bu erkek kimdi peki bu sahnede ona ne kadar eşlik edecekti. aşıktı. bu duyguyu tüm bedeninde, teninde, kalbinde his ediyordu. bu aşk onun için kanser hastasının yaşama duyduğu duyguyla eşdeğerdi. sigarasını yakıp camdan dışarıyı izliyordu. aşkı iliklerinde his ettiği o loş oda bir gün anlam değişecekti. sigarasını tuttuğu dudaklarından ayrılmak istiyorum kelimesi adeta fırtına oluşturacak şekilde odaya yayılacaktı, aşkı iliklerinde his ettiği o vücudunda sadece kızgınlığı his edecek, sevgiyle atan kalbinden sadece kırgınlık olacaktı. o odanın anılarını değişmesine o duvarların arasına sıkışmış zaman ağlayacaktı... peki o an kadın bunları biliyor olsa, sigarasını bitirmeden ve sessizce oradan ayrılır mıydı? başını alıp gitmeyi çok severdi ama ...

yarım kalmış hikaye

  Üstünde renkli ipek elbise kaldırımlarda rüzgar esintisi gibi yürüyordu. Ruhu sokaktaki evlerin içerisine girip kaybolmak istiyordu.  Makyajı dağılmıştı ve hala dağılmaya devam ediyordu. Biri gelmiş tablodaki renkleri özenle bir birine karıştırmıştı. Tablo artık bir ressamın elinden çıkmışçasına değildi ve tek bir dokunuş parçalanmasına fırsat yarata bilirdi.     sanki yüzündeki yağmur damlaları yetmezmiş gibi gökyüzü onu tamamen sırılsıklam bıraka bilmek için yağmur göndermeye karar vermişti. Sokakta kimse yoktu o yağmur onun için yağıyordu. Elbisesi sırılsıklam ıslanmıştı keza saçları da. Belki gökyüzü onu yağmurla duygularından arındırmak istiyordu. Peki kendisi arınmak istiyor muydu… sokakta karşısına biri çıksa sarılıp gözyaşlarıyla dünyayı yıkamak isterdi sonra bir şey demeden yoluna devam etmek. Yoluna devam etmek diyoruz da ne kadar devam ediyordu devam etmek nasıl bir şeydi bilmiyordu. Ayakları sadece yürümek istiyor onu bir yerden uzaklaştırma görevi...

insanoğlunun boşluğu

    Karanlığın içindeki bir yolun varlığına inanarak yaşamıyor mu insanoğlu? Hayati ona gizemli kılan bilinmeyenler değil mi? Yaşamın onu nereye sürüklediğini bilemediği gibi, varoluşunu da bilmeyen bilinmeyenleri sorgulayan bir insan. Aslında diğer canlılar arasında en çok cehenneme terk edilen de insan değil mi? Bilinmeyenlerin cehennemi: düşünebilme cehennemi. Hayal kurma- bir cennet- sadece beyinde var olan dünya.   İçimdeki yaratma duygusuyla belki ona karşı çıkmaya çalıştım ama bir hatam vardı bunu onun diliyle yapıyordum. Ama bu bilinmeyenler arasında başka yolum var mıydı onu da bilmiyorum. Beynimin içine girip tüm sistemi değişme arzusuyl...

Hiçlik

hiçlik... hiçlikte var olan ışık perdeyle dans ederek rüzgarla içeri giriyor. rüzgar tenine dokunduğu gibi bir mevsim kokusu yayıyor hiçliğe.  an geriden geliyor zaman şaşmış; hiçlikte ani haraketlenme koku elinden tutmuş  biryerlere götürüyor... başka zamanlarda yaşanmış saniyeler bir birine karışıyor, bulanık ama dugulu. hızlı geçen karışan anılardan biri kitleniyor, sonra hiçlikte büyüyor. fotoğrafın içinde artık, boyutları olan fotoğraf; konuşuyor, yürüyor, kokluyor ve hiçlik haala hiçlik. nefesi yavaşladı; kalp atışları da... uyuyor

şişedeki hazine - 2014

                                                             Şişedeki hazine Hayat su gibi akar gider. Neyi türü belli olmayan yöne akar. Hep zaman uzun gelir sana, ama nasıl geçtiğini fark etmezsin. Hep bir şey beklersin,neyi türü belli olmayan bir şey. Ama ne? Onuda bilmezsin… Bazen insan çok yorgun his eder, ruhu dinlenmek huzur ister insanın.   Gitmek ister insan, her şeyden uzaklaşmak ister. Bazen de sırf dönmek için gitmek ister. Bazense arkasına bakmadan koşup gitmek ister. Benimkisi birincisi galiba, dönmek için gitmek istiyorum. Arkadaşlar, iş her şeyden kısa aralıkta uzaklaşmak istiyorum. En çokta şehirden uzaklaşmak istiyorum. Trafik, iş, hastane, kazalar yordu beni. C...

kelebek-aşk

Aşk bir kelebektir. Ömrü sadece bir günlük... Hayatının kısa olduğunu bilmez, belki de bilir ama kendisin bilmez gibi gösterir. Çiçekten çiçeye konar. Güzelliklerin tadın çıkarır. Çok mutludur. Sonra hafif rüzgar eser, kelebek korkar ne olduğun anlamaz. Aslında rüzgara hafif diyoruz da kelebek   için bir fırtınadır rüzgar. Durduğu yerden uzaklara götürür kelebeği. Bir zaman kelebek gözlerini açar nerede olduğun anlamaz. Kelebek saklanmaya yer arar. Oysa çiçekten doymamıştır kelebek.   Çiçeğin ise umurunda değildir kelebek yarın başka bir kelebeğin geleceğini biliyordur. Kelebek çok acı çeker. Bazen saklandığı yerde ömrü biter, bazen rüzgar yatışınca çiçeğe doğru uçarken yere düşüverir ne olduğunu anlamadan ömrü biter kelebeğin- aşkın.... B ir kelebekle bir insanın zaman anlayışı aynı mıdır?