Ana içeriğe atla

yarım kalmış başka bir hikaye



 kendine bir rol almış o rolü oynamaya çalışıyordu. o rolde kendini arıyordu. o bu karakterin neresindeydi... bu rol kendisini kaybetmesine olanak sağlamıştı ya da kendisini bulmasına... cam kenarından dışarıyı izlerken bir sigara yaktı. bu erkek kimdi peki bu sahnede ona ne kadar eşlik edecekti. aşıktı. bu duyguyu tüm bedeninde, teninde, kalbinde his ediyordu. bu aşk onun için kanser hastasının yaşama duyduğu duyguyla eşdeğerdi. sigarasını yakıp camdan dışarıyı izliyordu. aşkı iliklerinde his ettiği o loş oda bir gün anlam değişecekti. sigarasını tuttuğu dudaklarından ayrılmak istiyorum kelimesi adeta fırtına oluşturacak şekilde odaya yayılacaktı, aşkı iliklerinde his ettiği o vücudunda sadece kızgınlığı his edecek, sevgiyle atan kalbinden sadece kırgınlık olacaktı. o odanın anılarını değişmesine o duvarların arasına sıkışmış zaman ağlayacaktı... peki o an kadın bunları biliyor olsa, sigarasını bitirmeden ve sessizce oradan ayrılır mıydı? başını alıp gitmeyi çok severdi ama sonra evden kaçan kedi gibi usluca dönerdi. bunları biliyor olsa yine döner miydi? her şeyi tüketene kadar yaşanması gerekir mi yoksa o her şey tükenmediği için mi insanların canını yakıyor bu kadar. ayrılmak istiyorum diyen o dudaklar her şeyi tüketmiş dudaklar mıydı yoksa tüketilecek bir parça şeyler kalmış mıydı...? kadın o son sahneyi beğenmedi oynadıktan sonra dur dedi Tanrıya. o karakter böyle bir son yapmamalı. tanrı gülümsedi, bu gülümseyişte her şeyi ben bilirim egosu vardı ve dedi oyunun sonunda hepsi ölecek. bir perdenin sonu... bu kez kadın sahnede. üstünde mavi bir elbise, elinde ezberlemeye çalıştığı kağıt vardı. sahne ona ait değilmiş gibi his ediyordu, kelimeleri ezberleyemiyor, sahnenin köşesine geçip oturmuştu. kafasını yukarıya kaldırdı gökyüzünü izlemek için, orda izlenecek gök yüzü yoktu... insanlar toplanmaya başlamış onun sahneye çıkmasını bekliyorlardı. bu sahneyi nasıl canlandıra bilirdiki kelimeler ezberinde kalmıyor uçup gidiyorlardı. o sahneyi doğaçlama oynamaya karar aldı. biliyordu tanrı ona kızacaktı. bu perdeyi ilkinden bağımsız ilan etti. ama bağımsızlığı ilan eden her şeyin öncesinden taşıdığı izler gibi o da izler taşıyordu da farkında değildi. bu sahnede kadın birden çok kişiliğe bürünüyordu. asla kim hangisi belli değildi. seyirci tahmin etmekte zorlanıyordu. bazıları orayı terk etti. çünkü burada hikayenin sonu yoktu ve bu kimsenin hoşuna gitmemişti...tanrı yine aynı gülümseyişle sahnenin arkasından seslendi kadına, işte senden yaratmak istediğim karakter bu.. kadın sahnede dona kalıp o gülümseyişin ağırlığının altında eziliyordu. eline kâğıtı alıp role devam etmeyi tanrıyı hayal kırıklığına uğratmayı istiyordu. bu duyguları birden uçuşup gitti, sahne kuralını çiğneyerek insanlara arkasını döndü ve tanrıya fısıldadı ölmeni istiyorum. ve kadın kendini öldürdü..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben bir Saraçoğlu’yum Ankara’da, Ne sen benim farkımdasın artık ne de Ankara.

  Onu seven ve sevmeyen insanların sayılarının eşdeğer olduğu, sıradan ve monoton gözüken, ağır başlı tavırlar sergileyen bir kentte doğdum ben. Kentteki tüm renkler siyah beyaz ve onun ortası grideydi. Ben biraz renk kattım o tonlara ki sonradan beni de gri ettiler ya….   Sanki tüm kent benim doğumumu bekler gibiydi, yüzlerindeki tebessümden anlayabiliyordum bunu. Onlarla zaman geçirdikçe aslında bu griliğin içinde çırpınıp kurtulmak istediklerini görüyordum ki aslında birlikte kurtulduk da diyebilirim. Zamanla ailem büyüyordu ve ben kocaman ailesi olan, onlarla anılar biriktiren kentin bir rengiydim. Ailemle bağlarım her geçen gün artıyordu. Bazıları ilk aşk acısını benle paylaşırken, bazılarının ilkokul heyecanını, bazılarının ilk bebek heyecanını paylaşırdım. Bazen ölüm denen şeyle karşılaşır, onun acısını beraber yaşardık. En çok çocukları severdim, kanatlarımın altına girer bazen ağlar, bazen bahçemde koşuşturup neşelerini çiçek kokuları gibi bahçeme yayardılar. Beniml...

yarım kalmış hikaye

  Üstünde renkli ipek elbise kaldırımlarda rüzgar esintisi gibi yürüyordu. Ruhu sokaktaki evlerin içerisine girip kaybolmak istiyordu.  Makyajı dağılmıştı ve hala dağılmaya devam ediyordu. Biri gelmiş tablodaki renkleri özenle bir birine karıştırmıştı. Tablo artık bir ressamın elinden çıkmışçasına değildi ve tek bir dokunuş parçalanmasına fırsat yarata bilirdi.     sanki yüzündeki yağmur damlaları yetmezmiş gibi gökyüzü onu tamamen sırılsıklam bıraka bilmek için yağmur göndermeye karar vermişti. Sokakta kimse yoktu o yağmur onun için yağıyordu. Elbisesi sırılsıklam ıslanmıştı keza saçları da. Belki gökyüzü onu yağmurla duygularından arındırmak istiyordu. Peki kendisi arınmak istiyor muydu… sokakta karşısına biri çıksa sarılıp gözyaşlarıyla dünyayı yıkamak isterdi sonra bir şey demeden yoluna devam etmek. Yoluna devam etmek diyoruz da ne kadar devam ediyordu devam etmek nasıl bir şeydi bilmiyordu. Ayakları sadece yürümek istiyor onu bir yerden uzaklaştırma görevi...