Karanlığın içindeki bir yolun varlığına inanarak yaşamıyor
mu insanoğlu? Hayati ona gizemli kılan bilinmeyenler değil mi?
Yaşamın onu nereye sürüklediğini bilemediği gibi, varoluşunu
da bilmeyen bilinmeyenleri sorgulayan bir insan. Aslında diğer canlılar arasında
en çok cehenneme terk edilen de insan değil mi? Bilinmeyenlerin cehennemi:
düşünebilme cehennemi. Hayal kurma- bir cennet- sadece beyinde var olan dünya.
İçimdeki yaratma
duygusuyla belki ona karşı çıkmaya çalıştım ama bir hatam vardı bunu onun
diliyle yapıyordum. Ama bu bilinmeyenler arasında başka yolum var mıydı onu da
bilmiyorum.
Beynimin içine girip tüm sistemi
değişme arzusuyla yanıp tutuşuyorum. Onla savaşmak için onun kadar bileyim diye
içimde durmak bilmeyen bir öğrenme dürtüsü var.
Neden onla savaşmak istiyorum
aslında savaş kelimesi burada bildiğiniz savaş anlamında değil. Özgür olmak
istiyorum bu da bildiğiniz özgürlük değil. Ait olmak, onun bana verdiğinden
başka şeyleri göremediğimi bilmek, bir boyutta beni yakıyor. Bu öyle bir
bilinmez ki öğrenemiyorum. Ne istediğimi bilemiyor anlayamıyorum. Zaman yağmur
gibi bazen de sel olarak akıp gidiyor. Duracak bir gün bu yağmur benim için,
durmadan kokusunu almak istiyor, tenime dokunmasını arzuluyorum hayatin. Her
kes buna hayat diyor ben ise boşluk.

Yorumlar
Yorum Gönder