Ana içeriğe atla

samanlıktakı iğne

Bedeni dünya ruhu güneşti. Ve güneş batıyordu. Aynada kendisine dikkatle bakmaya çalıştı. Kendini göremedi. Aradığını göremedi. Ne arıyordu onu da bilmiyordu. Hayeline ulaşmıştı. Peki herkes onun aynada gördüyünü görüyor muydu? Bu soruyu düşündü. Eğer bir soruya cevap bulamazsa sonsuzluk kavramını hatrlardı hemen. Çocukluktan duyduğu anlayamadığı kavram. Zaten neyise anlamasa, soruya cevap bulamazsa aklına o kavram gelirdi. Aynaya bakmaya devam etdi. Gözlerine baktı. Bir süre kıpırdamadan gözlerine bakmaya devam etti. Bakarken birşey gördü gözlerinde. Gözlerinde ayna, gözlerindeki aynada gözleri küçülerek devam ediyordu. Dudağından sessizce bir kelime fırtına oluşturacak şekilde kalbine doğru esdi. Sonsuzluk. Evet bu sonsuzluktu. Formülünü bilmediyi soruyu çözmüş gibi hisetti. 
Hava kararıyordu sokağın misafirliyine gitme zamanı gelmişti.Sokağın karanlığı kalbinin ışığıydı. caddeler boyunca giden ayaklarıydı. Kafası kanatlanıp uçmuştu. Ruhu can vermekteydi. Sokak lambasına sırtını dayayarak oturdu. Kaldırımda gölgelerin buluştuğunu görünce dudağının sağ köşesinde bir kıpırtı oluştu. Gözlerini kapattı denizin sesini duymak istediyni fark etti. İstekler geç farkedilirdi onun için. Karşısındakı ağaca baktı “sarı” diye fısıldadı. “evet öldü” diye fısıldadı arkada birisi arkaya bakmaya gerek duymadı. Devametti “hayr uzun zamandır ölmüştü ama yaşıyormuş gibi gözükmeye çalşıyordu”.  Ayağa kalktı yaprağı eline alarak “hepsi sonbaharın suçu ve yaprağın sonu” diyerek uzun zamandır bakamadığı aynaya baktı. O küçük aynada kendisini görmeyi ne kadar özlemiş olduğunu fark edince kendi aynası ıslandı.
-Son. Sondan başa giden yol. Biraz sessiz biraz sıcak biraz yeşil biraz gülüş. Yeter mi son için?
-Yetmez... tebessüm,sıcak, sessiz bu son demek diyil. Son`a yol var biraz daha
- biraz daha. Soğuk, acı gerek dimi?
- evet galiba
- son`u istiyoruz. Aslında nasıl olacağını da biliyoruz. Ama inanmıyoruz. Olacağına inanmıyoruz.
- ve geldiğinde şaşkın bakıyoruz.
- komik olan ne biliyor musun. Noktanı koyduğumuzda edebiyyat yapmaya başlıyoruz.
- her şey edebiyyat yapmak için.
- gitdiyin gün aynı şehiri terk ettiğimiz gün son`du galiba
- o zaman aynı şehire döndüğümüz gün başlangıc mıdır?
- edebiyyatda buna yeni başlangıc derer. Belki de yeni son.
- başlangıç ve son yok desem her şey an`a bağlı
-özlemişim fısıldadı gözlerinden süzülen damlalar kalbinin atışına eşlik ediyordu ve
En güzel anın şarkısın yaşıyorum dedi...
Sarıldılar. Kokular aynı, duygular aynı, bakışlar da aynıydı değişen yüzler, sokaklardı. Yaranan kırışlardı yılları anlatan.

Ve galiba yıllardır düşündüğü,ama kafasında oluşturamadığı o soruya cevabı buldu. Aklına ilk gelen söz  "samanlıktakı iğne" oldu. Evet diye onayladı. "evet o samanlıkta bulduğum iğne

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben bir Saraçoğlu’yum Ankara’da, Ne sen benim farkımdasın artık ne de Ankara.

  Onu seven ve sevmeyen insanların sayılarının eşdeğer olduğu, sıradan ve monoton gözüken, ağır başlı tavırlar sergileyen bir kentte doğdum ben. Kentteki tüm renkler siyah beyaz ve onun ortası grideydi. Ben biraz renk kattım o tonlara ki sonradan beni de gri ettiler ya….   Sanki tüm kent benim doğumumu bekler gibiydi, yüzlerindeki tebessümden anlayabiliyordum bunu. Onlarla zaman geçirdikçe aslında bu griliğin içinde çırpınıp kurtulmak istediklerini görüyordum ki aslında birlikte kurtulduk da diyebilirim. Zamanla ailem büyüyordu ve ben kocaman ailesi olan, onlarla anılar biriktiren kentin bir rengiydim. Ailemle bağlarım her geçen gün artıyordu. Bazıları ilk aşk acısını benle paylaşırken, bazılarının ilkokul heyecanını, bazılarının ilk bebek heyecanını paylaşırdım. Bazen ölüm denen şeyle karşılaşır, onun acısını beraber yaşardık. En çok çocukları severdim, kanatlarımın altına girer bazen ağlar, bazen bahçemde koşuşturup neşelerini çiçek kokuları gibi bahçeme yayardılar. Beniml...

yarım kalmış hikaye

  Üstünde renkli ipek elbise kaldırımlarda rüzgar esintisi gibi yürüyordu. Ruhu sokaktaki evlerin içerisine girip kaybolmak istiyordu.  Makyajı dağılmıştı ve hala dağılmaya devam ediyordu. Biri gelmiş tablodaki renkleri özenle bir birine karıştırmıştı. Tablo artık bir ressamın elinden çıkmışçasına değildi ve tek bir dokunuş parçalanmasına fırsat yarata bilirdi.     sanki yüzündeki yağmur damlaları yetmezmiş gibi gökyüzü onu tamamen sırılsıklam bıraka bilmek için yağmur göndermeye karar vermişti. Sokakta kimse yoktu o yağmur onun için yağıyordu. Elbisesi sırılsıklam ıslanmıştı keza saçları da. Belki gökyüzü onu yağmurla duygularından arındırmak istiyordu. Peki kendisi arınmak istiyor muydu… sokakta karşısına biri çıksa sarılıp gözyaşlarıyla dünyayı yıkamak isterdi sonra bir şey demeden yoluna devam etmek. Yoluna devam etmek diyoruz da ne kadar devam ediyordu devam etmek nasıl bir şeydi bilmiyordu. Ayakları sadece yürümek istiyor onu bir yerden uzaklaştırma görevi...

yarım kalmış başka bir hikaye

 kendine bir rol almış o rolü oynamaya çalışıyordu. o rolde kendini arıyordu. o bu karakterin neresindeydi... bu rol kendisini kaybetmesine olanak sağlamıştı ya da kendisini bulmasına... cam kenarından dışarıyı izlerken bir sigara yaktı. bu erkek kimdi peki bu sahnede ona ne kadar eşlik edecekti. aşıktı. bu duyguyu tüm bedeninde, teninde, kalbinde his ediyordu. bu aşk onun için kanser hastasının yaşama duyduğu duyguyla eşdeğerdi. sigarasını yakıp camdan dışarıyı izliyordu. aşkı iliklerinde his ettiği o loş oda bir gün anlam değişecekti. sigarasını tuttuğu dudaklarından ayrılmak istiyorum kelimesi adeta fırtına oluşturacak şekilde odaya yayılacaktı, aşkı iliklerinde his ettiği o vücudunda sadece kızgınlığı his edecek, sevgiyle atan kalbinden sadece kırgınlık olacaktı. o odanın anılarını değişmesine o duvarların arasına sıkışmış zaman ağlayacaktı... peki o an kadın bunları biliyor olsa, sigarasını bitirmeden ve sessizce oradan ayrılır mıydı? başını alıp gitmeyi çok severdi ama ...