Karanlık. Gece. Sevgilisinin uyanmasını kemanla kutlayan bir genç…
Mezar başında durmuş keman çalıyordu. Aşık olduğu kız uyanmıştı rüyadan. Kutlanmaya değer bir durumdu. Rüyadan uyanan birisini bir daha görmemek kaç kilo acı ederdi ki. Artık geleceği kaybolmuştu onun. Kayıp bir şey aranmazsa “kayıp”lıktan çıkar. O zaman aramamak gerek diye düşündü. Düşünceleri kemanına yansıyor hala çalmaya devam ediyordu.
“Rüyadan uyananların şerefine” diye bağırıp müziğe devam ederek ağlamaya başladı. “Ben de uyanmak istiyorum, ben de bu dünyadan kurtulmak istiyorum” diye fısıldadı. Müziğini duyan yoktu. Hangi mezarın kulağı vardırki?
Onunla olan anıları hazineydi. Hatırladığı her anı hazinede aradığı bir yüzüktü sanki daha fazla arasa da o yüzüğü bulamayacaktı. Bulamayacağını bildiği bir şeyi aramaya da gerek yoktu.
Ruhu sevgilisini terk etmişti artık. Eğer elinde iki seçenek olsaydı ikisinden birini terk etmek zorunda olsaydı ruhunu mu terk ederdi sevgilisini mi diye düşündü. “Saçmalık bu düşündüğüm” deyip güldü. Gülüyordu. Fakat gülen sadece dudaklarıydı. Gözleri ağlıyordu. “Neden ağlıyorum ben? Öldü diye mi? Beni terk etti diye mi? Bir daha göremeyeceğim diye mi? Ama fotoğrafları var. Sesini duyamayacağım diye mi? Ama brlikte çektiğimiz videolar da var. Ağlamam neden?”
Boşluk. Sorun onun yokluğu değil yerinin boş olması. Sesini duyabilirim, fotoğraflarından ona bakabilirim ama dokunamam ki. Evet dokunamam. Ben seni gerçekten bu kadar fazla özlüyor muyum? Söylesene. Susma.
“Beni özlemiyorsun buna kendini inandırdın” de. Sana inanınırım hep. Bunu söyle inanayım belki daha özlemem. Kandırıyorum değil mi? Şu an kendimi kandırıyorum. Başka yol var mı sence? Var mı? Taşla konuşmak aptallıktır arkdaş! Eğer o taş mezar taşıysa sadece deliliktir normal kriterleri aştığından başka isim bulmadılar.
Ya sen Allah’ım, hiç mi aşık olmadın? Sende duygu yok diyorlar. Yoksa bizi nasıl anlıyorsun? Gerçi kendi yarattığın şeyi anlamak kolaydır. Mesala müziği iyi anlıyorum ben, kendi yarattıklarımı. Mozart’ı hiç anlamadım mesela.
Bak hemen seni unuttum artık Allah’la konuşmaya başladım. Şöyle yapabilirim, seni yalnız sigara içtiğimde hatırlayayım. Haftada iki kez. Güzel fikir, böylece haftada içtiğim sigara sayısı artar. Bakarsın bağımlı olurum, bir kaç adım daha yaklaşırıım sana. İnsanlar ne kadar uzun ömürlü olmaya değer verirse sigara içmek o kadar günah olur. Ben değer vermiyorum.
Sana çok kısa adımlarla yaklaşacağım. Çok büyük bir adımla aramızdaki mesafeyi sonsuz kılan sendin beklemek zorundasın. Beklemiyor musun yoksa?
Saatin sesini duyor musun? Geceyarısı. Anlaşmamıza göre bu saatte ikimiz de bir birmizden uzakta seni seviyorum diyorduk.
Seni seviyorum Daisy. Ben Benjamin, seni seviyorum!
Daisy gözlerini açtığında mezar taşının başındaydı. Saatin sesini hâlâ duyuyordu. “Seni seviyorum Benjamin” diye fısıldadı. “Sevmek ne demek, ben sana aşığım” dedi ağlamaklı.
Mezar başında durmuş keman çalıyordu. Aşık olduğu kız uyanmıştı rüyadan. Kutlanmaya değer bir durumdu. Rüyadan uyanan birisini bir daha görmemek kaç kilo acı ederdi ki. Artık geleceği kaybolmuştu onun. Kayıp bir şey aranmazsa “kayıp”lıktan çıkar. O zaman aramamak gerek diye düşündü. Düşünceleri kemanına yansıyor hala çalmaya devam ediyordu.
“Rüyadan uyananların şerefine” diye bağırıp müziğe devam ederek ağlamaya başladı. “Ben de uyanmak istiyorum, ben de bu dünyadan kurtulmak istiyorum” diye fısıldadı. Müziğini duyan yoktu. Hangi mezarın kulağı vardırki?
Onunla olan anıları hazineydi. Hatırladığı her anı hazinede aradığı bir yüzüktü sanki daha fazla arasa da o yüzüğü bulamayacaktı. Bulamayacağını bildiği bir şeyi aramaya da gerek yoktu.
Ruhu sevgilisini terk etmişti artık. Eğer elinde iki seçenek olsaydı ikisinden birini terk etmek zorunda olsaydı ruhunu mu terk ederdi sevgilisini mi diye düşündü. “Saçmalık bu düşündüğüm” deyip güldü. Gülüyordu. Fakat gülen sadece dudaklarıydı. Gözleri ağlıyordu. “Neden ağlıyorum ben? Öldü diye mi? Beni terk etti diye mi? Bir daha göremeyeceğim diye mi? Ama fotoğrafları var. Sesini duyamayacağım diye mi? Ama brlikte çektiğimiz videolar da var. Ağlamam neden?”
Boşluk. Sorun onun yokluğu değil yerinin boş olması. Sesini duyabilirim, fotoğraflarından ona bakabilirim ama dokunamam ki. Evet dokunamam. Ben seni gerçekten bu kadar fazla özlüyor muyum? Söylesene. Susma.
“Beni özlemiyorsun buna kendini inandırdın” de. Sana inanınırım hep. Bunu söyle inanayım belki daha özlemem. Kandırıyorum değil mi? Şu an kendimi kandırıyorum. Başka yol var mı sence? Var mı? Taşla konuşmak aptallıktır arkdaş! Eğer o taş mezar taşıysa sadece deliliktir normal kriterleri aştığından başka isim bulmadılar.
Ya sen Allah’ım, hiç mi aşık olmadın? Sende duygu yok diyorlar. Yoksa bizi nasıl anlıyorsun? Gerçi kendi yarattığın şeyi anlamak kolaydır. Mesala müziği iyi anlıyorum ben, kendi yarattıklarımı. Mozart’ı hiç anlamadım mesela.
Bak hemen seni unuttum artık Allah’la konuşmaya başladım. Şöyle yapabilirim, seni yalnız sigara içtiğimde hatırlayayım. Haftada iki kez. Güzel fikir, böylece haftada içtiğim sigara sayısı artar. Bakarsın bağımlı olurum, bir kaç adım daha yaklaşırıım sana. İnsanlar ne kadar uzun ömürlü olmaya değer verirse sigara içmek o kadar günah olur. Ben değer vermiyorum.
Sana çok kısa adımlarla yaklaşacağım. Çok büyük bir adımla aramızdaki mesafeyi sonsuz kılan sendin beklemek zorundasın. Beklemiyor musun yoksa?
Saatin sesini duyor musun? Geceyarısı. Anlaşmamıza göre bu saatte ikimiz de bir birmizden uzakta seni seviyorum diyorduk.
Seni seviyorum Daisy. Ben Benjamin, seni seviyorum!
Daisy gözlerini açtığında mezar taşının başındaydı. Saatin sesini hâlâ duyuyordu. “Seni seviyorum Benjamin” diye fısıldadı. “Sevmek ne demek, ben sana aşığım” dedi ağlamaklı.
Yorumlar
Yorum Gönder