Başarısızlık. ‘Nasıl'ını anladığım, ‘neden'ini anlamadığım bir kavram. Hayatımız boyunca defalarca başarısızlıklarla yüzleşiyoruz ve aslında bu yüzleşmenin de bir başarı olduğunun farkında değiliz. "Bugünkü aklım olsaydı dün yaptığım yanlışları yapmazdım. Dün yaptığım yanlışları yapmasaydım bugünkü aklım olmazdı." Başardı da öyle.
Fakat toplumda bazı insanlar var ki, başarısızlıkla yüzleşmeden, başarısızlığı kabullenip yaşıyorlar.
Nasıl ve Neden? ‘Nasıl’ı kendilerini eve kapatarak dış dünyadan uzaklaşarak. ‘Neden’i fiziksel özürlü oldukları için.
Fiziksel özürlü insanların çoğunun başarısız olma nedeni, onların fiziksel özürlü olması değil de toplumun onlara karşı ön yargılı olmasıdır.
Bu kanaate Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı romanını okuduktan sonra vardım:
Roman, savaşta bir kolunu kaybetmiş bir subayın günlüğünden oluşmaktadır. Subay kolunun yokluğu nedeniyle şehirde herkesin dikkatini üzerinde toplar. Ve bu durumdan rahatsız olur.. Sonra bir köye yerleşir. Köydeki insanlar sanki onun kolunun yokluğunu görmüyorlardır. Bu duruma şaşıran subay, sonradan öğrenir ki köydeki insanların %90’ı fiziksel özürlüdür. Toplum buna alışmış. Ve köyde yaşamına rahat şekilde devam eder.
Çoğu zaman toplumun bakışları nedeniyle utanç ve benzeri duygular yaşayan bu insanlar kendilerini eve kapatırlar. Ve hiçbir şey yapmadan başarısız olduklarını kabullenirler.
İster fiziksel özürlü olsun, ister sağlam, her bir insanda yetenek saklıdır.
Şunu da belirtelim ki, fiziksel özürlü insanların birçok şeyi yapamadıkları bir gerçektir. Fakat görme engelli bir insan demiş ki, "Sizin gördüklerinizi ben görmüyorum ama benim duyduklarımı da siz duymuyorsunuz."
Başarı hiç görmeyen birine gökkuşağını anlatmak kadar zor mudur?
İki ayağı olmayan bir insan sağlam insanların yaptıklarının çoğunu yaptı. Dünya turuna çıktı. Dünyayı dolaştı. İsteyince her şey oluyormuş değil mi?
Stefan Hawking Einstein’dan sonra en büyük fizikçi kabul ediliyor. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking'i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. Ünlü bilim insanı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Ve bu ona engel olmadı. Çalışmalarına devam etmeye başladı. Bilime çok katkısı oldu ve birçok kitap yazdı. Kitapları 40 dile çevrildi.
İrlandalı yazar Christy Brown’un dünyanın en çok okunan ve bilinen kitaplarından bir tanesi olan “Sol Ayağım” adlı kitabı otobiyografiden öteye daha çok motive edici mükemmel bir kişisel gelişim kitabıdır. Christy Brown’un gerçek hayat hikâyesini ve mücadelesini okudukça hayata olan bakışınız değişir ve başarmak istediğiniz hedefler gözünüzde daha erişilebilir hale geliyor.
Beyin felciyle doğan Christy kardeşleriyle büyür. Hareket edemez. Ve bazen dışarı çıkan Christy sonra tamamen kendisini eve kapatır. Zamanla yeteneği ortaya çıkar. Kardeşinin kalemini sol ayağıyla alıp kâğıtta bir şeyler karalar. Annesi bunu görür ve ona alfabeyi öğretmeye başlar. Sol ayağıyla resim çizer. Annesi ve doktorunun yardımıyla hem ressam hem yazar olur.
Bu bir başarı değil de nedir?
BAŞARMAK SİZİN ELİNİZDE…
Yorumlar
Yorum Gönder